Utku Aytaç

On İki Öfkeli Adam

Şüphelinin suçlu olduğunun genel kabul görüldüğü jüride, bir üye bu karara karşı çıkarsa ne olur? 12 jüri üyesi üzerinden adalet kavramını sorgulayan oyun tiyatro seyircisi ile buluşuyor.

Detaylı bilgi için tıklayın.

Yangın Yerinde Orkideler

...Orkideleri hep bir "ballad" olarak düşündüm. Hakkı yenmişlerin, hayatın-toplumun- yerleşik düzeninin kıyısına itilmişlerin, uyurgezerlerin, mutsuzların, sırtından yaralıların, alkoliklerin esrarkeşlerin, yalancıların, masal anlatıcılarının, gezginlerin, kaybedecek hiçbir şeyi olmayanların, filmleri balkondan ya da hususiden değil, birinciden yani en ön sıralardan seyredenlerin, dünyaya kekremsi, ekşi bir sırıtışla bakanların, sis ve dumanlar içinde yaşayanların, bilgiye ve bilgisizliğe aynı tiksintiyle yaklaşanların, bütün bunlara rağmen, ya da birazda bunlardan ötürü insan kalmayı becerebilmiş olanların şarkısı olsun istedim Yangın Yerinde Orkideler.

Detaylı bilgi için tıklayın.

Metot

Bir şirketin toplantı odası; iş görüşmesine gelen dört kişi, tüm hünerlerini ortaya koyup işi kapmak için gizem dolu çeşitli sınavlardan geçecekler.

İspanyol Jordi Galceran’ın 2003 yılında kaleme aldığı ve günümüz iş dünyasının acımasız yönlerini ortaya koyduğu bu oyun, yazarına dünya çapında bir ün getirdi. Semaver Kumpanya’nın sunduğu bu psikolojik gerilimi, nefeslerinizi tutarak izleyeceksiniz. 

Detaylı bilgi için tıklayınız.

Çingeneler Gökyüzünde Yaşar

Dünya edebiyatının önemli isimlerinden Maksim Gorki’nin ilk öyküsü “Makar Çudra”dan uyarlanan oyun, bir çingene obasındaki deli dolu, gururlu, genç sevdalıların asla vazgeçemeyecekleri iki şey –aşk ve özgürlük- ile nasıl sınandıklarını anlatıyor. Askerlerin, derebeylerin, büyücülerin ve hiçbir kadının ele geçiremediği Zobar bu aşka esir düşmüştür. En az onun kadar bağımsızlığına tutkun ve en az onun kadar âşık olan Rada’nın tek şartı vardır: Zobar bütün obanın önünde Rada’nın ayaklarına kapanıp elini öpecektir. Uğruna yaşanacak en önemli şeyin “özgürlük” olduğuna işaret eden oyunda, bütün maddi değerlerin ötesinde insan onurunun yüceliğine vurgu yapılıyor.

Detaylı bilgi için tıklayın.

Terry Eagleton - Edebiyat Nasıl Okunur

Bir oyunun ya da romanın "edebliğini" göz ardı etmenin en yaygın yollarından biri, karakterlerini gerçek insanlarmış gibi ele almaktır. Bir açıdan, buna engel olmak imkânsız. Lear küçük dağları ben yarattım havasında, zorba ve huysuz bir adam şeklinde tasvir edildiğinde, onu günümüzde yaşayan bir medya patronu gibi düşünmememiz kaçınılmaz sanki. Ancak Lear'la medya patronu arasındaki fark, birinin sayfalardaki siyah mürekkep izlerinden ibaretken ötekinin, maalesef gerçek olması. Medya patronu biz ondan haberdar olmadan önce de vardı; oysa edebi karakterler için aynı şeyi söylemeyiz. Hamlet perde açılmadan önce, metin öyle dese de, üniversite öğrencisi değildi. Hiçbir şey değildi. Hedda Gabler da sahneye adım atmadan bir saniye önce yoktu; Gabler'la ilgili bilebileceklerimiz Ibsen'in oyununun bize anlatmayı seçtikleriyle sınırlı. Başka hiçbir bilgi kaynağımız olamaz.

Joseph K

Kafka’nın “Dava”sı, yeniden görülmek üzere modern hayatın labirentlerine geri dönüyor.

Joseph K, otuzuncu yaş gününü eve sipariş ettiği pizzayla kutlamak üzereyken, pizzasını getiren iki adam ona tutuklu olduğu bilgisini verirler. Joseph K’nın suçunun ne olduğuna dair hiçbir bilgisi yoktur ama kendini temize çıkarmak zorundadır. Joseph, tehdit altında olan özgürlüğüne yeniden kavuşmaya çalışırken görünmez ve mantıksız bir adalet sistemiyle savaşa girer.

İngiliz yazar Tom Basden’ın kara mizah yüklü uyarlamasında, Joseph K. Franz Kafka’nın yüz yılı devirmesine rağmen zaman aşımına uğramayan Dava’sının yeniden görülmesi için modern dünyanın labirentlerine bırakılıyor.

Detaylı bilgi için tıklayınız.

Çok Satanlar

İnternette yayınladığı müstehcen anılarıyla şöhreti yakalayan Ethan ve edebi yeteneğine rağmen tanınmayan Olivia bir pansiyonda karşılaşır; bu karşılaşma kariyerleri açısından dönüm noktası olacaktır. Kariyerlerinde ve ilişkilerinde arzu ettiklerine yaklaştıkça kendilerinden uzaklaşırlar. Bu oyun iki yazarın birbirlerinin hayatında açtığı kapılar ve yarattıkları yıkımın tek perdelik komedisidir. Çok Satanlar, bizi güncel soru(n)larımızla baş başa bırakıyor. İnternet çağında mahrem olanın sınırları bulanıklaşırken, çağa ayak uydurmak diye nitelendirilen kariyerist hırsın sınırları nedir? Kısa yoldan ulaşılan zaferler, uzun ve emek isteyen yolculuğu engeller mi? Başarılı ve popüler olmak için nelerden vazgeçilir?

Detaylı bilgi için tıklayınız.

John Berger - Hoşbeş
Bir dilden diğerine çeviri yapma faaliyetini inceleyerek başlayalım. Günümüzde çoğunlukla teknik çeviri yapılıyor, ama ben edebi çeviriden bahsediyorum. Bireysel deneyim gerektiren metinlerin çevirisinden.
 
Bu faaliyete geleneksel bakış, çevirmen ya da çevirmenlerin sayfa üzerinde bir dildeki kelimeleri inceleyip sonra da bu kelimeleri başka bir dilde başka bir sayfaya yazdığı şeklinde. Bu bakışa göre, çeviri yaparken önce metin kelimesi kelimesine çeviriliyor, sonra ikinci dilbilimsel geleneklerine ve kurallarına riayet edecek şekilde uyarlanıyor ve nihayet özgün metindeki “sesin” eşdeğerini tekrar yaratmak için üzerinden geçiliyor. Çevirilerin büyük bir kısmı bu şekilde yapılıyor ve çıkan sonuçlar başarılı olsa da ikinci sınıf.
 

Neden? Çünkü hakiki çeviri iki dil arasındaki iki yönlü ilişki değil, üçlü bir ilişkidir. Üçgenin üçüncü köşesi, özgün metin yazılmadan önce kelimelerin ardında neyin yattığıdır. Hakiki çeviri, söz öncesine dönmeyi gerektirir. 
Murat Menteş - Dublörün Dilemması

sf 19

Donakalmıştı. "Adımı sana söylemektense kulaklarından kıllar fışkıran bir engizisyon yargıcına, satanist bir şebekenin kara liste fihristini tutan etçil katibe ya da kuduz bir doberman sürüsüne söylerim daha iyi," der gibi baktı... 

 

sf 42

Yaptığınızı, bir budalanın bunu sizden beklediğini düşündüğünüz için yapıyorsanız, onun sizden bunları beklemesi de, sizin onun bunları beklediğini umduğunuzu sanmasından ileri geliyorsa, herkes istemediği bir şey yapıyor demektir. 

 

sf 70

İmkânsız, reddedilmiş mümkündür ve kuzeye gidildikçe imkânsızlar çoğalır.  

- Jorge Luis Borges 

 

sf 71

Suyun suda kayboluşu gibi, hakikati bulmak uğruna kaybolmayı göze almak... En önemli ayrımlar hep en belirsiz olanlardır.

 

sf 114

Kesinliğin de muğlaklığın da aynı oranda delirtici olduğunu kesinlikle unutmuş ve böylece muğlaklığın hizmetine girmiştim.