Ölmeme Günü

“Ölmeme Günü” ile ilgili iki farklı rivayet vardır.

Birincisi;

Öncülüğünü Edip Cansever ve Turgut Uyar’ın yaptığı bir grup şair, sevgilileri ve eşleri bir meyhanede buluşurlar. Gece masadaki hanımlardan birisi hastalığından ve vücudunda kalmış bir iğneden bahseder. Masa dikkatlice dinlemeye başlar. İğne kalbe çok yakın bir yerdedir, kadın iğnenin kalbine saplanmasından korkmaktadır.

Turgut Uyar daha fazla dayanamaz ve masaya bir şişe rakı ister. Turgut Uyar tüm şairlere imzalatır şişeyi ve kadına döner: “Bu şişeyi al; gelecek sene bugüne kadar sakla, 26 Mart’ta burada buluşup yine birlikte içeceğiz bu rakıyı.” der. Bu sözlerle “Ölmeme Günü” buluşmaları başlamıştır.

İkincisi;

İsa Çelik “Ölmeme Günü”nün çıkış hikayesini anlatıyor: “Yıl 1981. O dönem Barış Derneği’ndeyim, Görsel Sanatçılar Derneği kurucu üyesiyim. Bir kalabalık Neşe’de buluştuk. Tomris, “Rakı ve Özgürlük Günü diye bir şey düşündük” dedi. Ben de “Tomris, tamam, rakı ve özgürlük de, 6-7 yerden aranıyorum” dedim!

Oturduk çakıştırmaya başladık. O sırada tombalacı İsmet de geldi. Biraz bozuk… “İsmet bir ölük halin var; iyi misin?” dedim. “Ölük” de benim uydurmam bir laf. Hani umutsuzdan, mutsuzdan farklı… Tomris cevval zekâ! Bir büyük rakı söyledi. Dedi ki: “İsmet önümüzdeki yıl bugüne kadar bu rakıyı muhafaza edeceksin ve gelecek yıl açıp içeceğiz.’ Aldım rakıyı, kâğıt kapladım getirdim. O rakıyı öyle verirsek, biliyorum, alçak İsmet gidecek içecek sonra alacak başka rakıyı getirecek. Dedim ki “Herkes imzalasın, bu rakıyı bu kağıda sarıyoruz, bantlıyoruz”… Sonra imzaladık, İsmet’e verdik. Rakı ve Özgürlük lafı Dünya Ölmeme Günü oldu. Tomris’in lafıdır o… Onu kağıda sarma, imzalatma fikri benimdir. Kayıtçılığımdan işte…”

Bu şekilde gelenekselleşen, tesadüf eseri baharın da en güzel günlerine gelen “Ölmeme Günü”, seksenlerin başında başlayıp 1985′e kadar her yıl yaşatılır.

Ta ki Turgut Uyar 22 Ağustos 1985’te “ölüp”, 26 Mart 1986 “Ölmeme Günü” şişesinin boynunu bükük bırakana kadar…